Merhaba – Levent Binici
Konu/Yazar admin - Ara 21, 2009 - Yorum 10
Sevgili okurlar, bundan böyle bu yepyeni , pırıl pırıl sitede , turizm üzerine bikaç söz söylemek üzere bu köşeyi zapdetmiş olacağım. Gerçi şehrimizde 7’den 70’e herkes, emin olun saatlerce turizm hakkında konuşabilir. Ama şehrin dışında durum daha kötüdür. Genel düşünce şöyledir ki, oteller, acentalar, yabancı turistlere çok ucuz fiyat verirler ve turistlerde ülkemize gelip neredeyse bedavaya yer, içer, yatarlar. Halbuki dünyanın en zor mesleklerinden biridir turizm. Gözle görülen, satılan ya da stoklanabilen bir mal yoktur ortada. Hizmet sektörüdür ve en önemlisi insan faktörü vardır. Gelen her yerli yada yabancı turistin farklı tatil anlayışı, zevkleri ve beklentileri vardır. Ama tabiki ortak noktaları da yok değil…
Antalyaya gelen turistlerin %90 ının burayı tercih etme sebebi güneş ve deniz. Bu güne kadar konuştuğum yüzlerce turist içinAntalya’nın ayırt edici bir özelliği yok . Tatile çıkmadan önce fiyatları kontrol edip sonrada gelecekleri periyottaki hava tahminlerine baktıklarını söylüyor çoğu. Ama istanbula gelen turistler için böyle bir şey söz konusu değil. Onlar tarihi yerleri , mistik havası, çarşıları, manzarası ; masada rakı balık , dansöz izleyebilmek , türk müziği dinleyebilmek için geliyorlar istanbula. Bir günü kapalı çarşıda başka bir günü tarihi bir hamamda zevkle geçirebiliyorlar. Kısacası istanbul dan bir marka çıkarabilmişiz. Peki neden aynı kültürel ve tarihi zenginliğe sahip üstelik fazlasıyla doğal güzellikleri ve iklimsel artıları olan Antalya akıllarda sadece deniz ve güneşiyle yer ediyor. Ve asıl soru ‘’neden antalya bir marka değil?’’ bu sorunun cevabı aslında detaylarda saklı.
Seneler önce müdürlüğünü yaptığım 3 yıldızlı bi otelde gelen turistlere kültürümüzden bir parça tattırmak amacıyla birkaç düşüncemi uygulamaya geçirdim. Öncelikle otelde daha fazla türk müziği çalınması; merhaba, günaydın, evet, hayır , iyi geceler gibi toplam 10 kelimenin mümkün olduğunca türkçe söylenmesi, ezan okunurken müziğin kapatılması, çayın incebelli cam bardaklarda verilmesi ve tepsi ile belirli aralıklarla masalara çay servisi yapılması gibi uygulamalar başlattım. Bunlar 3 yıldızlı bir otelde bütçe ayırmadan yapabilecek türden şeylerdi. Misafirlerimize en azından bir nebze olsun Türkiye’de olduklarını hissettirmek adına ,heleki büyük otellerde sayısız şeyler yapılabilir. Ama bir okadar önemlisi de otellerin dışı…
Yıllar önce turizm insanlar için oldukça külfetli ve masraflı bir işmiş. Yolculukların yürüyerek, binek hayvanlarıyla yada gemilerle yapıldığı yıllarda birçok kişi (tabiki bu insanlar o zamanlar turist olarak adlandırılmıyolardı) gezmek, görmek yada ticaret amaçlı seyahatlere çıkarlarmış. Tarihçilerin dediğine göre Büyük İskender zamanında Anadolumuza 700.000 turist gelmiş. Çok ciddi bir rakam. Bunu sağlamak için, hanlar, dinlenme alanları ve atların takım olarak değiştirebileceği yerler yapılmış. Büyük İskender Hindistana gittiğinde yol yapımı sistem ve olanaklarını öğrenip Anadoluda uygulatmış, yeni yollar yaptırmış. Kısacası rahmetli m.ö. 300 lü yıllarda turizm için altyapının şart olduğunu anlamış ama maalesef günümüze gelip şehrimize baktığımızda altyapı konusunda o kadar çok eksiğimiz varki. En basiti 2 gün üstüste yağmur yağsa sokaklar sel oluyor, elektrikler kesiliyor , otellerimizi su basıyor. Gurur kaynağımız olan turistik ilçelerimiz Belek , Kemer ya da Side’den otelleri sihirli bir değnek ile kaldırsak geriye ne kalır…. Sacede köyler.
Şimdi belki birçoğunuz diyeceksinizki , bu kadar olumsuz bir tablo çizmeye ne gerek var? Her sene gelen turist sayısı artmaktaysa Antalya zaten çoktan yüzbinlerce insanın tercih ettiği bir marka olmuş. Belki evet ama, ucuz bir marka… Ve bu şekilde devam ettiği sürece de minimum kurtarır fiyatlarla değerininin çok altında satılan, sezonluk , ucuz işgörenlerin çalıştırılabildiği, ve neticede dar gelirli turistlerin tercih edeceği bir turistik şehir olmaktan kurtulamayacak. Peki siz ne dersiniz? Antalya’nın dünya turizminde hakkettiği yer bu mu?
Bu kadar içinizi kararttıktan sonra bu haftaki yazımıza tabiki yine turizm ile ilgili bir fıkra ile son verelim. Her türlü görüş ve önerileriniz için maillerinizi bekliyor olacağım, esen kalın….
*************
Temel ile Dursun kahvenin önünde oturuyorlarmış.
Bir turist gelmiş ve Temel’e İngilizce yolu sormuş. Temelde ses yok.
Turist bu defa Almanca sormuş. Yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş , yine ses yok.
Turist kızmış biraz söylenip sonra çekip gitmiş.
Bunun üzerine dursun Temel’e,
Bir lisan öğrenmenin zamani celdi galiba
demiş. Temel ise Dursan’a dönerek
Ula neye yarayacakki, bak adam üç dil biliyi yine derdini anlatamiyi…
Levent Binici
Goruntuleme 745 defa / Okuyucu Sayisi 380 kisi
Konu/Yazar: Yazarlar
Yazar Hakkında:
Yorum (10)
Bir Cevap Yazın | Trackback URL













Sn Levent BİNİCİ ,
Turizmle ilgili yeni pencereler açıp farklı bakış açıları ile yeni yazılarınızı bekliyoruz.
Başarılar dilerim,
Elvan YENİHAYAT PEHLİVAN
Asst. Sales and Marketing Manager
kervansaray hotels-lara
CONVENTION & SPA CENTER
Lara – Antalya / TURKEY
MERKEZ OFİS LARA +90(242)352 20 00 Fax :+90(242)352 20 64
Antalyalı olarak tatil yapma alışkanlığı olmayan bizleri aydınlatmanız çok öenmli tatil sadece deniz kıyısında bulunmak değil tamamen detoks etkili bir yenilenme biçimidir.
O yüzden yazılarınız en çokta neden Antalya turist çekmiyor anlayışına sahip turizmcileri uykularından uyandırır belki
Şükrü ÇEMBER – iaç mümessili
Hava durumuna bakarak tatile çıkma olayını açarmısınız lütfen …Levent bey
Sayın ve değerli Yazarım / Arkadaşım,
((
Turizm ve marka! Kısacası satılık yada kiralık hayaller değil midir? Yazmışsın güzel güzel “ortada elle tutulur ürün yada mal yok!” diye. Çok haklısın. Hayalleri, tanıma hevesleri olan “TURİST!” nerde pekiyi??? 1993 yılından beridir turizm (denen illet) ile uğraşıyorum. Animasyondan yöneticiliğe kadar hemen hemen her departmanda ve çeşitli sorumluluklarda. Öğrendiğim tek birşey var. Ne mi? Bu zamane turistlerimiz var ya; evlerinde doğalgazı, elektrik, su, telefon, mutfak giderleri gibi hesaplıyorlar! A-B-C sınıfı, kalitesi, güvencesinin olup olmadığı çok da önemli olmayan (ki, ucuzluk esas) herhangi bir acenteyi seçip, son dakika ödeyip buraya nerdeyse bedava yaşamaya geliyorlar. E zaten evlerinde hizmet eden yok, burda çok. Misafir memnuniyeti için çabalıyoruz ya!!! Onlar bizi kullanmayı öğrenmişler. Misafir perverliğimizi de bizden iyi bildikleri için Frankfurtertabelle yi ezberleyip, bir sonraki misafirliklerinin ne kadarının bedava geleceğinin hesabını yapmaktalar. Küçük bir anımı seninle ve belki de okuyucularınla paylaşmak istiyorum.
Belek bölgesinde 5 yıldızlı bir tesiste Misafir İlişkileri Departmanı Müdiresi olarak çalışırken, sıram geldiği için Nöbetçi Müdürlüğüm esnasında bir telsiz anonsu avaz avaz beni anons ediyor. 4. Katta yaşlı bir Misafirin odası! İçeri girdiğimde adam put misali oturuyor. konuşmaya çalışıyorum, ama kımıldama yok! Yaklaştım (korkarak tabi, ya kriz geçirip kala kalmışsa?). Birden elindeki minik fotoğraf makinesini gördüm. Birden kıpırdandı ve bana Başbakanımızı (!) hatırlatan parmak işareti ve “ONE MİNÜT!” dediğini duydum. Doğruldu, bana karınca yada kalorifer böceği beklediğini, onun fotoğrafını çekeceğini ve reklamasyon yapacağını, dolayısı ile de aynı tesiste yada aynı acente ile ikinci tatilini neredeyse bedava getirebileceğini söyledi!!! Buyur burdan yak…
Yani uzun lafı kısası; bu amcalar, teyzeler için mi marka olalım? Nerde eski turistleeeerrrr???? diyen zihniyet varolduğu sürece, zor be dostum markalaşmamız
Ama, “ÇIKMADIK CANDAN ÜMİT KESİLMEZ.” diyen atalarımın ağızına sağlık demekten de kendimi alamıyorum.
Senin yüreğine, bileğine ve kalemine sağlık arkadaşım…
Takip edileceğini bil… Başarılardaki imzalarını artırmaya devam edeceğini biliyorum.
Esen kal…
Aslında karamsarlık değilde gerçekler desek daha doğru olur yazı son derece iyi altını çizdiği konular ve saptamalar doğru artık doğru söze ne desek eline sağlık denilir herhalde.Yazılarının devamını merakla takip edeceğim…
Sayın Levent Binici,
Yıllar boyunca Türk Turizmindeki gelişmeler yanında ne kadar artı getirdiyse o kadar da eksileri malesef her sektörde olduğu gibi meydana getirmiştir. Turizme bakarken eksi tarafları yanında artılarıda değerlendirmek bir o kadar önemli. Bacasız fabrikalarımız olan oteller, Türkiye’yi tanıtan seyahat acenteleri ve tur operatörleri, taşımacı firmalar Türkiye’nin işgücü ve mali istihdamı açısından birer ana temel oluşturduğunun hepimiz farkındayız.
Sizin de yazmış olduğunuz gibi uzun yıllar yanında birikim ve tecrübeyide getirmekte ve bu eksi taraflarımızı bertaraf etmektede daha başarılı bir hal almakta. Kimse inanmazken bu ülkeye giren turist sayısındaki bu rakamsal artışı yakalamak sadece deniz ve güneşin marifeti ise hep birlikte ön plana bir türlü çıkartamadığımız ve o hepimizin bildiği güzellikleri de tanıtmak ve tekrar keşfini sağlamak bizlere düşen en büyük görevdir.
Neden 2015 yılında bu Medeniyetler Beşiği eşsiz Anadolu’muz da 50 milyon misafiri ağırlamayalım ki?
Saygılarımla
Mehmet YILDIZ
Sunmerry HOTEL
Sayın Binici,
Yazınızı büyük bir zevkle okudum.Sektörün ve Antalya’nın içinde bulunduğu durumu çok profesyonelce özetlemişsiniz. Ülkemizin ve sektörümüzün sizin gibi genç beyinlere ihtiyacı var.Bundan sonraki yazılarınızı da sabırsızlıkla beklediğimi bilmenizi isterim.
Saygılarımla
Hasan ALICI
Reservation Supervisor
MARDAN Palace
Kundu Koyu Oteller Mevkii
Lara 07110 / Antalya
E-Mail: hasan.alici@mardanpalace.com
Tel: +90 (242) 310 41 00
Fax: +90 (242) 431 26 84
Visit us at http://www.mardanpalace.com
oldukça ilginç ve güzel şeyleri oluşturacak bir kent olan ANTALYAMIZ için sizin bazı şeylerin artık farklı platformlarda çözülmesi gerekiyor.
Sayın Binici,
Öncelikle yaşadığımız gerçekleri dile getirdiğiniz için teşekkürler. Evet haklısınız. Soru tek ama alt başlığı çok.Antalya’nın dünya turizminde hakkettiği yer bu mu? Bakalım, Antalya ili için değerlendirelim bu durumu. 1. Alt yapı problemimiz var ve ne yazık ki hiç kimse bu konuyla ilgilenmiyor. 2. Her ne kadar konsept tesisler yapsakta, bizi diğerlerinden ayıran sadece mimari yapımız, içerik hep benzer, hep aynı. Herşey Dahil sisteminin çıktığı günleri hatırlıyorum, o zamanlar daha küçüktüm öğrenciydim,büyüdüm…Bizde ki tek değişiklik;herşey dahilin ultrasınıda yaptık, super ultrasınıda. Hizmette sınır yok ya… 3.Kültürümüzü,kendimizi ifade edebileceğimiz en verimli zamanda, misafirlerle aynı ortamdayken, biz herkesle aynı yolda ilerliyoruz. Mutfağımızda Türklere özgü bir yemek çıkmıyor(Türk Geceleri haricinde tabi) 4. Antalya kalifiye elemanın en fazla olduğu bir kent belki de, ama ne kadarı hak ettiği pozisyonda çalışabiliyor ve neredeler? 5. Aaa tabi birde gerçekten güzel tesis yapıyoruz ama nedense son dakika misafirleri dolduruyor tesislerimizi.6. Ülkemize gelen turistlerimizi yasaları reklamasyon konularında desteklemekteler. Mesela Polonya’dan ülkemize gelen bir misafir, işletme ile ilgili 5 yıl süresince şikayetçi olabilir. Yasal boşluklarımızı doldurmayız belkide. Başlıklar çok yani özetle. Benim naçizane fikrim, tesis sahipleri biraz olsun ellerini taşın altına koysalar, 1 yıl en azından fiyatlarda kararlılık,konseptlerde iyileştirme yapsalar, belki ikinci yılda daha iyi adımlarla turizme devam edebiliriz. Ya da hepimiz işsiz kalırız
. Ama herşeye rağmen, çok daha iyi bir sezon geçirebileceğimizi ümit ediyorum.
Medine SARI
Reservation
Çağlayan Mah. 2005 sokak No: 24
07230 Barinaklar – Antalya – Turkey
Tel : + 90 (242) 323 98 10
Fax: + 90 (242) 323 98 22
medine@dehatur.com
Sevgili dostum..
Turizmin sizler gibi bilinçli insanlardan oluşan profgesyonel bir sektör olması temennimizdir.
Düşüncelerinizi destekliyor ve başarlar dilerim.