Sanat ve Totaliter Toplum – Ümit Ekmekçi

antalya-çocuk-tiyatrosu-ümit-ekmekçiHiyerarşik totaliter toplumda yığın olarak görülen halk’a sunulan sistemi taklit edip içselleştirmesi beklenir;bu uzun bir süreçtir…
Bu sürece uyum sağlayamayan kişilerin başında sanatçılar gelir… sanatçı çocuk yüreğinden olsa gerek var olanı hemen içselleştirmez,gözlemler…
Kocaman bir dev gözükmez o’na sistem sistem dedikleri;oynar,bakar,kuyruğunu kulağını çeker.Yetişkinliğe giden süreçte hepimizin geçtiği eğitsel yolda gözlem en öenmli öğrenme biçimimizdir.
En basit şekliyle toplumsal kuralları ya da bilimsel kuralları oyun yöntemiyle öğrenir,uygular ve uygulatırız…
Halbuki ilerleme uyuşmazlık ve acaba ile oluşur… Totaliter bir toplum biçiminde uyuşmaz/abandonist olmak,uyumsuz olmakla eş değer kabul edilebilir(!)

Bu durum sonderece tehlikeli ve yasaktır… Sosyal bir eylemi gerçeklemekten daha öte eylemi kurgulamak;çok daha uyumsuz olmaktır.Hele’de
yeniden yeni baştan birşeyler isterseniz vay halinize…

Aileden tutun da,eğitimde,din ve inanış kavramında ya da idare sisteminde uyuşmazlık çıkarmak,kötü nezaket dışı hatta tehlikelidir…

Sanatçı ise sıksık bu ”tehlike çanını ” çalıp kaçan çocuktur…
Sanat ve sanatçı yaratıcılığının çokda anlaşılmadığı toplum biçimidir;” totaliter toplum ” biçimi…
Sanatçı bu tehlikeleri eserlerinin gücüyle bertaraf etmekten hoşlanır.kendisini zihninde yargılayanlarda bile saygı uyandırdığının farkındadır ve onun aslında çok daha politik olan estetik bir ”dil yapısı” vardır…
Günümüzde basılmış roman,kaydedilmiş müzik,çoğaltma yöntemiyle pazara sürülmüş sanat eserleri vs.vs. Hepsi bizlere dikte edilmiş,tek tip anlayışların standart örnekleridir.
Tek tip bir anlayışın aslında sanat adı altında pazarlanmasıdır…
Sanat yaratılıp,üreticilekken,giderek tüketilen bir nesne halini alıyor.Oysa sanat üretimi daha üstte bir bir zeka-akıl ve de düşünüş bileşkesidir…
Başkalarıyla yarışmakta sakınca görmeyen,yapıtlarının seri üretimine ve kendisinin reklamına izin veren ”yaratıcı” ile;fastfood tüketim gereçleri arasında ve reklam gücüyle satılan ürünlerin ve de sözde markaların ne farkı var?!…
Sanat’ta uzlaşma konusuna geridöndüğümüzde konu daha net açılacak sanırım… Sanatta uzlaşma ve uyuşum yoktur;totaliter bir anlayışa boyun eğen ve toptan bir algıyı var kabul eden kişinin sanat üretebilmiş olduğuna inanmak,sanatın genel algı biçimine ters düşmektedir…
Bu tarz eserler sunan kişilerde zaten süreçte tam tersi eserlere imza attıkları gözlenmiştir…
Sanatçı’nın karşı duruşunun altında yatan sanat’ı yeniden mükemmel bir biçimde yaratım arayışındadır;var olanı hemen kabul etmemek ve şüphe ile yaklaşmak sanatçı yaratıcılığının olmazsa olmazlarındandır…
Burada asıl algılanması gerekende bu olmalı;avangard’e(öncü) olabilmiş bir sanatçı’nın olaylara ve toplumsal düşünüşlere yabancılaşarak bakabilmesi gereğinden bahsediyorum…
Sanat algısını sadece ”al-yap-sat” algısında görenlerlerin ;sanat ile yakın bir ilişkisi olmadığını ve üretimlerinin sadece piyasa’da herhangi bir ürün olduğuna vurgu yapıyorum…
Sanat ve sanatçıya endüstri ürünü gibi bakanların;sanatsal yaratıcılığın yetenekden daha öte bir düşünüş ve estetik kurgu ile algılanması gerektiğini bilmediklerini savunuyorum…
Toplumda sanatçı diye adlandırılanların yaptıklarını gördükçe ne kadar haklı olduğumun da gururunu yaşıyorum..

Goruntuleme 457 defa / Okuyucu Sayisi 154 kisi

  • Share/Bookmark

Konu/Yazar: YazarlarÜmit Ekmekçi

Etiketler:

Yazar Hakkında:

RSSYorum (0)

Trackback URL

Yorum Yaz




Yorumunuzda avatar görünmesi için Gravatar.